Close

Homepage Blog Tophane’de Kayıp Zamanın İzinde

Tophane’de Kayıp Zamanın İzinde

Zamanın hayatımızdaki yeri ne kadar kendiliğinden ve sorgulanmaz da olsa, net bir şekilde tanımlanması da bir o kadar zor. Zamanın tanımından İstanbul’un Müze Meydanı’nın muhafızlığını yapan Tophane Saat Kulesi’ne kadar uzanan yolculukta kayıp zamanın izinde gidiyoruz.

Tophane’de Kayıp Zamanın İzinde

Zamanın ne olduğu, insan bilincinin neresinde yer aldığı konusunda birçok farklı görüş bulunuyor. Zamanla ilgili olarak en doyurucu ve net tanımları şairlerin ortaya koyabilmiş olması ilginçtir. Ahmet Hamdi Tanpınar’dan alıntı yapmadan zamandan bahsetmek çok zor. 


“Ne içindeyim zamanın, 

Ne de büsbütün dışında; 

Yekpare, geniş bir ânın 

Parçalanmaz akışında.” 


Gerçekliği, varoluşun mutlak bir tasvirinden ziyade, algılarımız doğrultusunda oluşturduğumuz kişisel bir deneyim olarak tanımlamak daha doğru olabilir. Zamanı da fiziksel bir gerçeklikten daha çok içinde bulunduğumuz durumu anlamlandırma çabamızın önemli bir parçası olarak ele alabiliriz. 


Saatlere dair 

Anlamlandırmaya çalıştığımız çoğu kavramda olduğu gibi zamanı da ölçülebilir birimlere indirgemek gerekiyor; zamanı gözlemlemek, ölçebilmek ve ifade edebilmek adına saatler ortaya çıkıyor. 


Başlarda güneşin hareketi, mumun yanması veya suyun akışı gibi “değişimin” gözlemlenebildiği düzenekler yeterli geliyor. Bu düzeneklerde gözlemlenen değişimin eşit birimlere bölünmesi zor ve istenen hassasiyette sonuç alınamıyor. Değişken ortam koşullarında tutarlı sonuç vermiyorlar ve farklı boyutlarda imalatları da kolay değil. Bu yüzden, ortam koşullarından bağımsız çalışabilen mekanik çözümler geliştiriliyor. 


Mekanik saatleri, bir güç kaynağından sağlanan enerjinin, kademeli şekilde frenlenebildiği düzenekler olarak ele alabiliriz. Bunu tekrara dayalı bir fiziksel kanunu izole ederek küçük bir kafese koymak olarak da düşünebiliriz. İfade edilen kavramın anlaşılabilir şekilde gözlemlenebilmesi, insanların hala mekanik saatlere düşkün olmasının sebeplerinden biri olabilir. 


Mekanik saatler, temel olarak bir güç kaynağı, bu gücü kadrana ileten bir vites sistemi, hareketi eşit aralıklarla bölen kademeli bir fren sistemi (escapement) ve kadrandan oluşur. Güç kaynağı olarak sarkıt ağırlıklar veya sarılarak sıkıştırılmış ince metal şeritler (zemberekler) ve bu gücün, kadrana iletilmesi için dişli ve aktarım milleri kullanılır. Güç kaynağının düzensiz veya aniden boşalmasını engellemek ve hareketin eşit aralıklara bölünebilmesi için sarkaçlar, maşalar, karşıt ağırlıklar, zemberekler gibi farklı aparatlar kullanılır. Bunlara ek olarak, boşalan güç kaynağının tekrar başa sarılması gerekir; bunun için de manuel veya otomatik kurma sistemleri geliştirilmiştir. 


Sonuçta her saatin sadece kendi zamanından mükellef olduğunu unutmamak gerekir. 


Kule saatleri 

Saatlerin toplumsal işlevi göz önünde bulundurulduğunda, kamusal yapılarda mimari bir eleman olarak kullanılması kaçınılmaz olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada, farklı dinlere mensup toplumların zamanı ele alış şekillerindeki farklılıkların belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. 


Osmanlı’da mekanik saatlerde “Alaturka-Ezani” ve “Alafranga-Avrupa usulü” olarak iki farklı kadran kullanılmış. Ezani saatler, doğrudan güneşin hareketleri ile ilişkilidir ve gün başlangıcı farklıdır; iki gün batışı arasındaki süre 12 saate bölünerek ayarlanır. Günümüzde kullanılan “Alafranga” saatler ise, güneşin doğuş veya batışından bağımsız olarak kendi içinde bağımsız ve kesintisiz bir sistemdir. Birçok kule saatinde, her iki kadran da kullanılmıştır. 


Ülkemizde cami avlularında ve cephelerinde kullanılan güneş saatlerinin dışında, mevsimsel ve dönemsel bilgilerin insanlara aktarılması ve zamanın “düzenlenmesi” muvakkitler tarafından üstlenildiği için, mekanik saatlerin kamusal kullanımına çok sık rastlamıyoruz. Bu yüzden büyük ölçekli mekanik saatlerin, eğitim, ulaşım veya sağlık yapıları gibi kurumsal binalarda, çatı veya kule şeklinde mimari bir öge olarak yer aldıklarını görüyoruz. Bir binanın parçası olarak değil, müstakil bir kule olarak tasarlanmış olanlarını “kule saati” olarak tanımlayabiliriz. 


Kulelerde kullanılan mekanik saat mekanizmasının önemli bir unsuru olan sarkaçlar ile ilgili ilk detaylı çalışmaların 17.yy’nin başında Galileo Galilei tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Sarkaç salınımının zamanın eşit parçalara ayrılması için kullanılabileceği fikrini de yine Galileo Galilei’nin ortaya koyduğu anlaşılmaktadır. Bu fikir Vincenzo Viviani tarafından hayata geçirilse de günümüzde kullanılan anlamda ilk sarkaçlı saat tasarımının Hollandalı fizikçi Christiaan Huygens tarafından yapıldığı bilinmektedir. 


Sarkaçlı saatlerin çalışma şekli, prensip olarak 16.yy’dan bu yana fazla değişmemekle birlikte; kullanılan malzemelerden kaynaklanabilecek olumsuzlukların giderilmesi adına (genleşmenin etkisini azaltabilmek için farklı metal alaşımlarının bir arada kullanımı gibi) çeşitli iyileştirmeler yapılmıştır. 


Tophane Saat Kulesi 

Nusretiye Camii’nin güneybatısında deniz tarafında yer alan Tophane Saat Kulesi, 1847-1848 yılları arasında Sultan Abdülmecid tarafından Tophane Kasrı ile birlikte inşa ettirilmiştir. Yıldız Saat Kulesi, Dolmabahçe Saat Kulesi ve Şişli Etfal Saat Kulesi ile birlikte İstanbul’da yer alan az sayıda müstakil saat kulesinden biridir. Sancak kulesi olarak inşa ettirilen kule, Dolmabahçe Sarayı’nın da mimarı olan Garabet Amira Balyan imzasını taşıyor. 


1913’teki büyük yangında ağır hasar alan kule, Tophane Kasrı’nın yanındaki ilk konumundan bugünkü konumuna taşınmış. İnşa edildiği ilk dönemde, denizin hemen kıyısında kalan saat kulesinin bulunduğu zemin, gümrük sahası oluşturulurken yükseltilmiş ve bu süreçte kent yaşantısından tamamen koparılmış. 


Galataport İstanbul kapsamında, profesyonel ekiplerinin itinalı çalışmalarıyla güçlendirilen ve şehre geri kazandırılan Tophane Saat Kulesi, projede kentle yeniden bütünleşmesi anlamında önemli bir yere sahip. 


Kule inşa edildiğinde, üzerinde bir sancak direği olduğu biliniyor ve bu direğin ağırlığı nedeniyle, zaman içinde kule zemininde çökmeye neden olduğu düşünülüyor. Restorasyon çalışmasının en heyecan verici sonuçlarından biri de kulenin zamanla toprağa gömülmüş olan zemin katının keşfi oldu, bu doğrultuda ilgili projelerin tümü revize edildi. 


Saat kulesinin temeli, restorasyon çalışmaları kapsamında (bu konuda dünyadaki en deneyimli firmalardan biri olan) Hollandalı Bresser firması ile ortak bir çalışma yürütülerek, 27 kişilik bir ekiple 5,5 aylık bir süreçte 1.40 metre yukarı taşındı. Bu işlem sırasında, zamanla deniz tarafına doğru 1.2 derece yatmış olan kule de şakülüne getirilmiş. Buna ek olarak temele yerleştirilen sismik izolatörler sayesinde deprem dayanımı arttırıldı. 


Bunun yanı sıra saat kulesinin son katında, deniz ve kara tarafındaki cephelerinde, girland içine alınmış daire biçimli, Zenith marka saatler bulunuyordu. Bu saatler, saatçilik geleneğimizde büyük bir boşluğu dolduran ve çok önemli bir yere sahip saray saatlerinin son tamircilerinden Recep Gürgen tarafından restore edildi. 


Galataport İstanbul’un simge yapılarından biri olan Tophane Saat Kulesi, uzun bir aradan sonra tekrar İstanbul’un kent yaşantısı içinde yer almaya hazırlanıyor.

Yazar: Evren Yıldırım

Yazının orijinali Galataport İstanbul Post Dergi’nin 1. sayısında yayımlanmıştır. 

Sign up for our e-newsletter

Send

2021 All Rights Reserved. Galataport Istanbul

Download Galataport İstanbul App from:

2021 All Rights Reserved. Galataport Istanbul